• CHR_6808
  • CHR_6803
  • CHR_6674
  • CHR_6728
  • CHR_6736
  • CHR_6738
  • CHR_6749
  • CHR_6755
  • CHR_6766
  • CHR_6771
  • CHR_6774
  • CHR_6775
  • CHR_6780
  • CHR_6788
  • CHR_6789
  • ArzununTopografyasi

Seçil Büyükkan

Alper Aydın

Ali İbrahim Öcal

Ali Şentürk

 

 

Michael Pollan’ın ortaya attığı “Bir elmanın sizi kullandığını düşündünüz mü hiç?”[1] sorusu, insan ile ehlileştirildiği, evcilleştirildiği ve tahakkümü altında değiştiği düşünülen botaniğin (doğanın), belki de birlikte evrimsel bir pazarlığın dolayısıyla aynı dansın aktörleri olduğunu ima eder. İnsani arzularla bitkilerin arzuları arasında, hayatta kalmanın diyalektik bir sürece göre yürüdüğü, iki tarafında katılımını gerektiren bir dans. İnsanın yaşamaya, güzelliğe, sağlığa, yarara duyduğu arzu ile bitkilerin (doğanın) varlıklarını sürdürmek için evrimsel çıkarlarında bu arzuları kullandıkları bir strateji ilişkisi… Birlikte evrimsel ilişkinin ortaklığında, geleneksel özne ve nesne ayrımı anlam taşımaz. Dünyayı etkin özneler ve edilgen nesneler ayrımı üzerinden algılamanın geçerliliğini yitirdiği bir zamanda, sanat aracılığıya ifade, dünyanın şiirsel bir bildirimi, bir bilgi yansıması, bir tarih kaydı, bir uyarı, bir an, bir varlık sunumu olarak edilgenlik gizi taşımaz mı?

“Sanatçı şeylerin haresini yansıtmalıdır” diyerek Cezanne’a atıfta bulunan Merleau-Ponty, özne ve nesne arasında kurulan diyaloğu, “şey”lerin bizimle kurdukların belli bir ilişkiyi, bizde uyandırdığı ya da bize dayattığı belli bir tutumu betimlerken, şeylerin özneyi kendine çekip büyüleyişi, baştan çıkarışı ve öznenin kendi dışındaki varlığa bulanmasından bahseder[2]. Bu karşılıklı bir deneyim, insanla şeyler arasındaki ilişkiye yönelik egemen görüşteki o mesafeli tahakküm değil, başdödürücü bir içli dışlılıktır. Bu ilişkinin görsel bilgisi ise, sanatçıların konumlandıkları uzama yeniden bakmalarıyla, doğa ve çevreleriyle kurdukları diyalogda, arzumuzu fitilleyen, özne-nesne ilişkisinin olumlanması pahasına ortaya çıkan konvülsif güzellikte[3] kendini ortaya koyar. Algısal deneyim, estetik deneyime alan açar.

“Arzunun Topoğrafyası”, doğadan, dağdan, kayadan, topraktan, taştan söz ederken, onları kuşatıyor, sarıyor, tamamlıyor, iyileştiriyor, yansıtıyor. İlk bakışta, sanatçılar tarafından elde tutulan şey(ler)de olağanüstü bir uysallık izleniyor, belki de “elde tutulanın, elde tutanı alttan alta kendine mal ettiği bir bağlılık”[4], özne ve nesnenin “bakış” yoluyla özdeşleştiği, ötekinin arzusunun nesnesi olduğumuz” gerçeği ve karşılıklı gerçekleşen “akıl dışı bir arzu”[5]. Sergide izlenen üretimlerde, dünyaya karşı girişilen bir araştırma ve empati arzusu olarak, görsel algı deneyiminin verdiği duyguyu yakalayıp bakışa sunan sanatçılar, kimi zaman dolaysız kimi zaman mecazi olarak içine sızdıkları topoğrafyalar kurguluyor.

Seçil Büyükkan, dört tuval resmi ile galeri mekanında panoramik bir manzara kuruyor. Sanatçının, içsel bir sağaltım, terapötik bir eylem olarak resimlerine yansıyan, mekan ve zaman hakkında ipucu barındırmayan bu evreni, tuval yüzeyinden izleyicinin algısına yönelik akan düşsel topoğrafyalar sunuyor. Seçil Büyükkan, Doğu felsefesinde yer bulan “Ölmeden önce ölünüz” düşüncesinden yola çıktığı “Ölmek İçin Güzel Bir Yer” serisine ait bu üretimleri ile ölüm kavramını bedensel bir yokoluş olarak değil, ruh-zihin-nefs ayrımında bir tür arınma olarak ele alıyor. Devamında gelecek doğum serisinin de başlangıcı olan “Ölmek İçin Güzel Bir Yer”, varoluşun anımsanmasına, soyut bir özgürleşmeye, yaşamsal döngünün olumlanmasına, sonsuzluk arzusunun dışavurumuna kaynaklık eden bir fenomen olarak ölümü, doğa metaforu aracılığı ile tuval yüzeyine taşıyor.

Alper Aydın, doğanın içsel düzenine ait bir tür hafızayı taşıyan volkanik taşlara, insani düzene dair bilgiyi taşıyan gönyelerle müdahalede bulunuyor. Aydın’ın, genel olarak pratiğinin belirleyici ilkesi olan doğayı gözlemleme ve yerinde (geçici) müdahaleyi fotoğraf aracılığı ile sergi mekanına taşıyan “Organik Hatalar”, doğa algısı ve deneyimini görsel karşıtlıklar üzerinden yorumluyor. Sanatçının doğup büyüdüğü kentte, Ordu’nun Yason Burnu’nda gerçekleştirilen bu eylem, organik-inorganik, kaos-düzen, yabanıl-evcil, nesne-özne ilişkisinde gerilimli olarak görülen alanların sınırlarını araştırıyor, bir bakıma bu sınırların geçişliliğine işaret ediyor. Bu anıtsal formlar, jeolojik bilginin katmanları arasında, mimari ve tasarımın düzenleyici dili aracılığıyla insanın doğaya dönme, ona bulaşma arzusunun temsilleri olarak yükseliyor.

Ali İbrahim Öcal, galeri mekanında görsel, zihinsel ve bedensel deneyimi ile üç boyutlu bir diyagram olarak dağ manzarası oluşturuyor. Ressam-model, izleyen-izlenen ilişkisine dair bir araştırmayı da içeren bu çalışmayla Öcal, bir yeryüzeyinin karakteristik kıvrımlarını, formsal keskinlikleri ve amorfluğunu, malzeme, renk, derinlik, ışık nitelikleriyle mekanda parıldayan bir kütle haline getiriyor, izleyicinin algısında yankı uyandırıyor. Analog olarak tasarlanmış formun, sanatçının seyir anının da bir modeli olması, öznenin seyir aracılığı ile imgeye sahip olma arzusunu açığa çıkarıyor. Bulunduğu fiziksel mekanın koordinatlarını taşıyan “41° 1’25.87”N - 28° 58’30.51”E”, manzaranın, hiçbir görsel izlenime tam olarak uymayan, aynı zamanda bir manzara karşısında görsel algının egemen bakışıyla aynılaşan, dolayısıyla manzaranın uzlaşımsal topoğrafını sergi mekana taşıyor.

Ali Şentürk, land-art sanatçısı Michael Heizer’ın “yerinden etme, yerine koyma” çalışmasına atıfta bulunduğu “Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler” isimli serisinde, fotoğraflarını çektiği kayaların, doğal süreçte yok olan yada toprağın altında görünmeyen kısımlarını kolaj, çizim ve desen tekniklerini birleştirerek tamamlıyor. Üç boyutlu çalışmalarda ise Şentürk, doğadan topladığı parçalanmış kayaları, kendi içinde bir bütünsellik taşıyacak şekilde birbirine bağlıyor, birleştiriyor. Sanatçı, kimi zaman didaktik bir mantık çerçevesinde kimi zaman da romantik bir sezgisellik aracılığıyla gerçekleştirdiği bu “tamamlama” eylemiyle bir bakıma insan doğasının da gediklerini araştırıyor. Doğadaki sonsuz olasılıklar/olanaklar karşısında şeylerin vücuda gelmesindeki insani arzu ilişkisini “imgelem ve gerçek” üzerinden ele alan sanatçı, taşın bilgisine dolayısıyla varlığına ulaşmamıza katkıda bulunuyor. “Tarihsel ve Jeolojik Düzeltmeler”, apaçık var olan ile zihinsel sahip oluş düşüncesinin bir kipi olarak galeri mekanında konumlanıyor.

 

 

Derya Yücel

Mayıs-Kasım, 2016, İstanbul

[1] Michael Pollan, “Arzunun Botaniği”, çev. Sevin Okyay, Domingo, İstanbul, 2011

[2] Maurice Merleau-Ponty, “Algılanan Dünya”, Metis, İstanbul, 2014, s.28-31

[3] Andre Breton, “Çılgın Aşk”, çev. İ. Yerguz, Dost, Ankara, 2003

[4] Jean-Paul Sartre, “L’Etre et le neant”,Paris, Gallimard, 1976, s.671’den aktaran Merleau-Ponty, “Algılanan Dünya”, Metis, 2014, s.29

[5] Jacques Lacan, “The Seminar Book III”, ed. J.A. Miller, NY, 1993, s.39’dan aktaran Yeşim Keskin, “Tanıma Arzusu Bağlamında Hegel ve Lacan”, Monolk, Sayı 4-5, 2008 Sonbahar