• kasa10-davetiye(2)_k
  • 10_%20kasa_foto_014-2
  • 10_%20kasa_foto_044-2

Sabancı Üniversitesi’nin Karaköy’deki Kasa Galerisi, adı üstünde bir galeri. Daracık merdivenlerden yeraltındaki kasa dairesine indiğiniz zaman ufak çaplı bir klostrofobi yaşamanız olası; ama o kasa dairesine inerken yaşanan bir sırra ortak olunuyormuş, kimsenin görmediği bir şey görüyormuş duygusu kasveti yok ediyor. Ve gerçekten de ne zaman o kasaya indiysem, pek pişman çıkmadım. Ahu Antmen, Türkiye Sanat Yıllığı 2000

Sabancı Üniversitesi ilk kuruluş yıllarında, Tuzla kampüsü henüz inşaat halindeyken, bünyesinde çalışmaya başlayan öğretim üyelerine çalışabilecekleri, toplantılar yapabilecekleri bir mekân arayışına girmiştir. Bankalar Caddesi ile Yüksek Kaldırım yokuşunun köşesindeki Minerva Han yıllarca Aksigorta Genel Müdürlüğü olarak kullanılmıştır, ancak bu kurumun Fındıklı’ya taşınmasının ardından boş durmaktadır. 1997 yılında Güler Sabancı ile o sırada üniversite projesinde çalışan öğretim üyeleri Minerva Han’a ilk ziyareti gerçekleştirirler ve hemen karar verilir. Esaslı bir yenileme sürecinin ardından üniversite kurucu öğretim üyeleri 1998 Mart ayından itibaren peyderpey bu tarihi binadaki mekânlarına taşınmaya başlarlar. Mavi çiniler ve heykellerle bezenmiş yuvarlak cephesi Galata köprüsü ve Karaköy meydanına bakan bu binanın, Atina Bankası tarafından Mimar Basile Couremenos’a sipariş edildiği ve 1911-1913 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Daha sonra Deutsche Bank, Yapı Kredi Bankası, Doğan Sigorta ve Aksigorta’ya ev sahipliği yapan, mükemmel orantılara sahip bu zarif bina üniversitenin kuruluş yıllarında çalışanların tümü tarafından her daim özlemle anılmaktadır.
Minerva Han’ın bodrum katında keşfedilen tarihi kasa dairesini bir galeriye dönüştürme fikri Görsel Sanatlar ve Görsel iletişim Tasarımı programını kurmak sorumluluğu ile işe başlayan Erdağ Aksel ve Selim Birsel tarafından gündeme getirilmiş, Güler Sabancı ve Tosun Terzioğlu’nun onay ve teşvikleriyle 1999 yılında işe başlanmıştır.
Kampüse taşınılıp dersler başladıktan sonra sayısı artan öğretim üyelerinin Karaköy’de bir araya gelmelerinin zorluğundan dolayı bir Kasa Galeri komitesi oluşturulmuştur. Konuyla ilgileri ve sanat çevreleri ile olan ilişkileri itibariyle Erdağ Aksel ve Selim Birsel en başından itibaren bu komitede görev almışlar, Lewis K.Johnson, Hasan Bülent Kahraman ve Wieslaw Zaremba da belirli dönemler için bu komiteye dahil olmuşlardır. Minerva Han Sabancı Üniversitesi İletişim Merkezi olarak üniversitenin bir birimi olarak kalmasıyla Kasa Galeri yöneticiliğini önce Kerimcan Güleryüz, sonra Selmin Kangal yürütmüş daha sonra da halen görevini sürdürmekte olan Aslı Çetinkaya devralmıştır.
Kasa Galeri’nin, kampüsün inşaatının sürdüğü sırada ve üniversitede derslerin henüz başlamadığı bir döneme dair bir proje olduğu düşüncesiyle, bir gün 10. Yıl sergisi yapacağını akıllarından bile geçirmemiş olan Aksel ve Birsel’in o döneme kadar galericilikle olan ilişkileri sanatçı olarak farklı mekânlarda kendi sergilerini açmaktan öte değildir. Belki de tam da bu nedenle Kasa Galeri, sanatçıların içinde sergi açmayı isteyecekleri bir mekân olarak hayal edilmiş, galerinin vizyonu ve çalışma prensipleri buna yönelik olarak tasarlanmıştır. Bir eğitim kurumunun galerisi oluşu göz önüne alınarak, genç sanatçılara öncelik verecek bir sanat mekânı yaratılması amaçlanmıştır. Ancak ilk başından itibaren sadece ‘genç’ olmak sergilenmenin tek kriteri olmadığı gibi, bir galeride eserlerini sunmanın genç bir sanatçıya gerçekten bir açılım sağlayabilmesi için o galerinin istikrarlı ve itibarlı bir kurum olarak tanınması gerektiği de göz ardı edilmemiştir. Bu sebeple, üniversite galerisi olmasına rağmen,  üniversitedeki eğitim ve üretimle arasına uygun bir mesafe koymayı tercih etmiş, öğrenci çalışmaları düzeyinde açılacak sergilerin, mekanı sanatsal seçim ve kararlarına güvenilir, ‘bağımsız’ bir güncel sanat galerisi olmaktan uzaklaştıracağı düşünülmüştür. Ayrıca yine kurumsal ve sanatsal güvenirliğini yüksek düzeyde tutabilecek bir sanat merkezi oluşturmanın ilk koşullarından biri olarak galeri komitesinde yer alan sanatçı öğretim üyeleriyle galeri yöneticilerinin bu mekânda sergi açmaması prensibi benimsenmiştir. Diğer bir deyişle, içinde sergi açmayı isteyebilecekleri bir galeriyi tasarlayan sanatçılar, ironik biçimde işe kendilerinin orada sergi açmalarını engelleyerek başlamışlardır.
Kasa Galeri’nin ilk sergi serisi “Geleceğe Esintiler” için, bugün Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi direktörü olan Asuman Akyüz yardımlarıyla oluşturulan organizasyonda açılan yarışma davetli olarak yapılmış, sanat dünyasından geniş bir katılımla önerilen genç sanatçılara sergi için başvurma daveti yapılmıştır. Başvuran genç sanatçıların yapıtları daha sonra on kişilik bir hakemler grubu tarafından değerlendirilmiştir. Ancak galericilikte deneyimleri çok sınırlı olan Kasa Galeri kurucuları tam da bu aşamada ilk ciddi sorunları ile karşı karşıya gelmişlerdir; hakemler tarafından genelde belge, proje, fotoğraf ve portfolyo sunumları üzerinden yapılan bu seçme sürecinde, benzer yarışmalarda zaman zaman oluşabilen bir takım sorunlar da ortaya çıkmıştır. Sözgelimi, seçilen bazı projeler heyecan verici görünmelerine karşın öneri sahiplerinin projeyi gerçekleştirmek için gerekli donanıma sahip olmadıkları fark edilmiş ya da fiziksel veya ekonomik nedenlerle gerçekleşmesi imkansız projeler hakemlerce seçilebilmiştir. Bu durumda zorunlu olarak hakemlerin seçimlerinden bir “kısa liste” oluşturulmuş ve öğretim üyelerinden ikinci bir jüri kurularak “Geleceğe Esintiler” adı verilen ilk sergi dizisinin beş genç sanatçısı seçilmiştir. Sonunda Kasa Galeri’nin Paris menşeli ağır döküm kapısı ilk kez 7 Nisan 1999 tarihinde, seçilen genç sanatçılardan Şeyda Cesur’un sergisiyle açılmıştır. Bir üniversite galerisi olarak açılan Kasa Galeri kuruluşundan itibaren karşılaşılan sorunlar, bu sorunlara bulunan yaratıcı çözümler açısından ilgili öğretim üyeleri ve yöneticiler açısından öğretici bir deneyim olmayı on yıldır sürdüregelmiştir. Uzun yıllar sanatçıların sergi yapmak üzere çalıştıkları galerilerde ürpererek duydukları, “bu duvara çivi çakamazsınız!” tavrından farklı olarak bu mütevazı galeride sanatçı odaklı bir yaklaşım benimsenmiştir. Dolayısıyla Kasa’nın duvarları sanatçılar tarafından defalarca boyanmış, delinmiş, alçılanmış sergi sonralarında da, sergi kurulumları sırasında her teknik probleme mucizevi denebilecek çözümler üreten Mustafa Caymaz tarafından, eski haline döndürülmüştür.
Sabancı Üniversitesi, 1999 yılından bu yana Avrupalı ve Akdenizli Genç Sanatçılar Bienali’ni düzenleyen uluslararası BJCEM organizasyonunun üyesi ve Türkiye seçicisidir. Bu bağlantıyla ilgili seçim ve organizasyon çalışmaları da Kasa Galeri tarafından yürütülmektedir. 1999 Roma Bienali sonrası 2001’de Saray-Bosna, 2003’te Atina, 2005’te Napoli, 2007’de Bari 2009’da Üsküp’te düzenlenen BJCEM bienallerinde Türkiye’den katılan genç sanatçıları seçmiş ve bu eserleri her yıl tekrarlayan genç sanatçılara yönelik “Geleceğe Esintiler” sergilerinde İstanbul izleyicisine sunmuştur. Bienallere katılacak genç sanatçılar jüri yerine sanatçı, akademisyen, galericilerden oluşan hakem komiteleri yoluyla seçilmiştir. Bu önemli  uluslararası organizasyon, çoğu kez genç sanatçılar için yapıtlarını ilk defa ülke dışında sergileme olanağı sağlamıştır. Genç sanatçılar bienali, sanatçılara kişisel ve sanatsal bağlantılar kurma imkanı verdiği gibi, kimileri de organizasyonun ardından çeşitli rezidans ve sergilere davet edilmişlerdir. Kasa Galeri’nin genelde benimsediği mütevazı tavrı bir an için kenara bırakırsak, bugün ulusal ve uluslararası sanat ortamında etkin ve tanınır olan epey bir genç sanatçının yollarının Kasa Galeri ve BJCEM bienallerinden geçtiği mutlulukla söylenebilir.
Faaliyete başladığı 1999 yılından, Karaköy iletişim merkezindeki su taşkını sorununun ortaya çıkmasıyla zorunlu olarak kapandığı 2002 Aralık ayına kadar Kasa Galeri’de 48 sanatçının eserleri düzenlenen 26 sergide izleyiciye sunulmuştur. Galeri 2004 Ekim ayından itibaren sergi programına tekrar başlamıştır ve 2009 yılının Aralık ayında 10. yılını doldururken 139 sanatçıyla 51 sergi düzenlemiştir.
Sergilerin seneler içinde devamlılığı açısından 2000 yılında var olan akademik kadro ile sergilere dizilerden oluşan bir program formatı uygulanmıştır. Hem akademik takvim hem de İstanbul sanat çizelgesi göz önünde bulundurularak belli başlıklar ve farklı odak alanlarıyla her yıl tekrar eden bazı sergi dizileri tasarlanmıştır.  Edinilen sergileme deneyimleri sonucu yıllar içerisinde bu dizi başlıkları, güncel sanattaki değişimler ve sanat üretim biçimlerinin iç içe geçmesiyle daha esnek yorumlanmış, seri sergiler fikri arka plana bırakılmıştır. Bu gelişim Kasa Galeri sergilerini daha dinamik hale getirmiş, davetli küratörlerin destekleri ve getirdikleri kavram çerçeveleriyle geliştirmiştir.
Eylül 1999 – Eylül 2000 arasındaki ‘İşin Başı: Çizime Farklı Yaklaşımlar’ sergileriyle ilgili, yukarıda alıntılanan yazısında Antmen bir önceki yılın sergi serisi ‘Geleceğe Esintiler’den de söz ederken, ‘Kasa Galerisi’nin yıl boyunca tek tema altında toparladığı bu sergileri katalog haline getirmesi iyi olurdu, bilmiyorum böyle bir girişimleri var mı?’ sorusunu da soruyor. Sergi serilerini kapsayan kataloglar çıkmadı, yıllık sergi serileri her yıl devam etmedi ancak 10.yıl dolayısıyla Kasa Galeri bir anı kitap yayınlamaya ve bir sergi düzenlemeye girişti.  Galerideki sergilere katılmış 139 sanatçının ‘yeni’ – daha önce burada sergilenen eserlerinden farklı -  birer A4 kâğıdı boyutunda işle yer almaya davet edildiği bu projede, galeriye özgü bu merak hissini tekrar yaratmayı amaçlarken, sanatçıların son çalışmaları ya da süre giden ilgilerini, önceliklerini temsil eden birer sayfa ile bir koleksiyon oluşturmayı da istedik.
Bu on yıl içinde aramızdan ayrılan sanatçılar Hüseyin B. Alptekin, Mehmet Koyunoğlu ve Mutlu Çerkez’e kitapta ve sergide yer verebilmek, çok önemli sanatsal üretimlerini ve Kasa’daki varlıklarını anmak üzere erişebildiğimiz veya elimizde bulunan eserlerinden yararlandık. Ulaşamadığımız, yanıt alamadığımız veya projeye katılmayı istemeyen sanatçıların sayfalarını ise boş bırakmak yerine Kasa Galeri’deki sergilerinden görseller koymayı uygun bulduk. ‘Metinler’ bölümünde, sergiler hakkında küratörleri veya sanatçıları tarafından o tarihlerde yazılmış, elimizde bulunan yazıları bir araya getirdik.
Birbiri ardına devam eden üç ayrı odadan oluşan, ancak ziyaretçinin sergiyi süreklilik hissini kaybetmeden deneyimlemesini sağlayan planıyla, girişinde inilen merdivenlerin yarattığı beklenti ve hatta gerilimiyle, geçmişteki kullanımının anlamlarıyla galeri, beyaz duvarlarının etkisizleştiremediği, başa çıkması kimi zaman güç bir baskınlığa sahiptir. Kimi sanatçılar mekanla ilgili bu bileşenlerden yola çıkarak sergi veya yapıtlar da üretmiştir. Yazının girişinde yer alan, sanat hayatının çok başlarındaki galeri için yapılan bu yorum, umarız daha sonraları çoğu sanatçı ve ziyaretçi için de geçerli olmuş, bodrum kata inenler yukarıya pek de pişman olmadan çıkmışlardır.

 

Selim Birsel, Aslı Çetinkaya, Erdağ Aksel