DÜNYANIN SARSAK MUĞLAKLIĞI

  • MTA_7639
  • MTA_7401_HDR
  • MTA_7408_HDR
  • MTA_7421_HDR
  • MTA_7427_HDR
  • MTA_7434_HDR
  • MTA_7441_HDR
  • MTA_7449_HDR
  • MTA_7456_HDR
  • MTA_7478_HDR
  • MTA_7489_HDR
  • MTA_7501
  • MTA_7514
  • MTA_7729
  • MTA_7716
  • MTA_7706
  • MTA_7689
  • MTA_7704
  • MTA_7542
  • MTA_7525
  • MTA_7532
  • MTA_7527
  • MTA_7793
  • MTA_7827
  • MTA_7797
  • MTA_7758
  • MTA_7781
  • MTA_7755
  • MTA_7749
  • MTA_7740
  • MTA_7745
  • MTA_7733

THE WORLD’S SLIPPERY AMBIGUITY

Fikret Atay (1976, Batman)
Gözde İlkin (1981, Kütahya)
İpek Duben (1941, İstanbul)
Johanna de Verdier (1995, Arboga)
Kristina Lindberg (1981, Åkerstyckebruk)
Mattias Käll (1977, Jönköping)
Murat Gök (1978, Diyarbakır)
Rio Drop (1992, Netherlands)
Şeyda Özdamar (1983, Sivas)
Tekin Karakuş (1998, Ağrı)
Volkan Aslan (1982, Ankara)

Küratör / Curator
Derya Yücel

6 Mart/ March – 17 Nisan/ April, 2026
Sabancı University KASA Galeri, İstanbul/Türkiye

29 Mayıs/ May – 13 Haziran/ June, 2026
Ateljéhuset F2 Artist Run Gallery, Örebro, Sweden

DÜNYANIN SARSAK MUĞLAKLIĞI

Göç yalnızca fiziksel bir yer değiştirme ya da sınır aşımı değildir. Bireyin kimliğiyle, aidiyet duygusuyla ve hafızasıyla yeniden karşı karşıya geldiği sarsıcı bir eşiktir. Yerinden edilme, terk etme ve kopuşun yarattığı duygusal ve travmatik deneyimler, insanlık tarihinin en eski ama hala en güncel meseleleri arasında yer alır. Sanat da bu deneyimleri uzun zamandır kendi belleğinde taşır. Dünyanın Sarsak Muğlaklığı sergisi, göçün çok katmanlı doğasına, bireysel ve kolektif düzeyde yarattığı kırılmalara, ortaya çıkardığı melez hallere ve belirsizlik duygusuna odaklanır. Bu muğlaklık yalnızca bir kriz durumu değil, yeni düşünme biçimlerinin, hayal gücünün ve direnç ihtimallerinin belirdiği bir aralıktır.

Günümüzde göç olgusu savaş, çatışma, mübadele, mültecilik, sürgünlük, kimlik parçalanması, sınır politikaları ve yerinden edilme gibi süreçlerle iç içe geçmiştir. Sanatçılar bu olguyu yalnızca tanıklık üzerinden değil, metaforlar, bellek çağrışımları, duyusal kırılmalar ve estetik müdahaleler aracılığıyla ele alır. Kimi zaman kişisel hafızanın yitirdiklerinden yola çıkarak, kimi zaman kolektif bir geçmişin izini sürerek yeni anlatı biçimleri geliştirirler. Göçün bıraktığı maddi, duygusal ve zihinsel tortular, kumaşlarda, arşiv belgelerinde, videolarda, seslerde, nesnelerde ve imgelerde yeniden şekillenerek izleyiciyle buluşur.

Çek-Brezilyalı filozof Vilém Flusser’in sürgünü, köklerinden koparılmış ama yeni kökler yaratmak için çevresini dönüştüren bir özne olarak tanımlaması serginin kuramsal arka planını besleyen önemli referanslardan biridir. Sürgün, iktidarla uzlaşmak yerine mesafe almayı seçer. Uyum sağlamaktan çok dönüşüm üretir. Bu bağlamda sanat, yalnızca bir temsil alanı değil, düşünsel hareketliliğin ve estetik direncin geliştiği bir zemine dönüşür. Sürgünler ve mülteciler çoğu zaman benzer deneyimlerin etrafında bir araya gelir ve duygudaşlıkla örülmüş geçici topluluklar oluşturur. Zamanla bu kümelenmeler ne bütünüyle varılmış ne de tamamen geride bırakılmış bir yere ait olan, sürekli yeniden kurulan bir “üçüncü alan”ın işaretini verir. Sanatçılar ve entelektüeller için bu eşik, eleştirel düşüncenin ve yaratıcı üretimin beslendiği özgül bir alandır. Bu noktada temel bir soru ortaya çıkar: Evi olmayanlar, ait olacak bir yeri olmayanlar için nasıl bir mekan düşünülebilir? Dünyanın Sarsak Muğlaklığı bu sorunun tam kıyısında durur. Sergi, yer-yurtsuzluk halini hem kişisel bir deneyim hem de küresel bir gerçeklik olarak ele alır. Göçün yol açtığı kırılma, direnç ve yeniden kurma süreçlerini görünür kılar. Katılımcı sanatçılar bellek, sınır, aidiyet ve bedensel yer değiştirme haliyle farklı biçimlerde ilişki kurarak bu muğlak coğrafyada çok katmanlı bir anlatı oluşturur.

İpek Duben, göç, kimlik ve toplumsal cinsiyet meselelerine tarihsel ve eleştirel bir perspektiften yaklaşır. Disiplinlerarası üretimiyle toplumsal hafızaya temas eden güçlü bir anlatı geliştirir. Gözde İlkin, bedensel ve toplumsal sınırları doğayla ilişkilendirerek kumaş yüzeylerde melez aidiyet haritaları kurar. Murat Gök, bireyin iktidar yapılarıyla olan ilişkisini sorgulayan çok katmanlı işleriyle dönüşüm ve direnç alanlarına odaklanır. Şeyda Özdamar, analog fotoğraflar üzerinde gerçekleştirdiği müdahalelerle bireysel bellek ile arşivsel tanıklık arasında şiirsel bir bağ kurar. Volkan Aslan, parçalanmış imgeler aracılığıyla geçmişin silinmeye yüz tutmuş izlerini takip eder ve belleğin kırılgan yapısını sezgisel bir kurguyla yeniden düşünür.

Fikret Atay, gündelik ritüeller ve kültürel çelişkiler üzerinden kimlik, etnisite ve mekansal eşitsizlikleri görünür kılar. Kristina Lindberg, yerinden edilme deneyimini sessizlik ve kayıp etrafında örülen duyusal bir görsel dil aracılığıyla ele alır. Mattias Käll, doğa ile insan arasındaki kırılgan ilişkiyi iklim krizi ve bireysel kimlik arayışı ekseninde sorgular. Rio Drop, dijital imgeler ve sanal mekanlar üzerinden göç, kimlik ve görünürlük meselelerini yeniden düşünür. Tekin Karakuş, hafıza, yıkım ve iz sürme temalarını çağdaş plastik bir dille yorumlayarak kuşağının sesini bugünün göç anlatılarına taşır. Johanna de Verdier ise düşük teknolojili sistemler, giyilebilir aygıtlar ve spekülatif nesneler aracılığıyla hayatta kalma, ritüel, bilgi aktarımı ve insan-ötesi iletişim üzerine alternatif dünyalar kurar.

Farklı kuşaklardan, coğrafyalardan ve üretim pratiklerinden gelen bu on bir sanatçı, sergi kapsamında bireysel anlatılarla kolektif hafızayı, somut belgelerle imgesel düşünmeyi, bedensel deneyimle politik sınırları, sessizlikle direnci yan yana getirir. Bu çok sesli aradalık hali, sergiyi yalnızca göç temalı bir karşılaşma olmaktan çıkarır. Geçici ama yoğun bir ortak varoluş alanına dönüştürür. Belki de bu muğlaklık, kesinlik arayışını değil, dünyanın hareketliliğini, kırılganlığını ve dayanışma ihtimalini yeniden düşünmenin yollarını açar.

Türkiye ve İsveç’ten on bir sanatçıyı bir araya getiren bu proje, farklı coğrafi bağlamlar arasında sanatsal bir diyalog kurmayı amaçlar. Sergi, 6 Mart–17 Nisan 2026 tarihleri arasında İstanbul’da KASA Galeri’de, 29 Mayıs–13 Haziran 2026 tarihleri arasında ise Örebro’daki Ateljéhuset F2 Artist Run Gallery’de izleyiciyle buluşacaktır. Dünyanın Sarsak Muğlaklığı, göçün bireysel ve küresel etkilerini sanat aracılığıyla ele alarak izleyiciyi ve sanatçıları yeni bir algı ve düşünme sürecine davet eder.

Derya Yücel
Küratör

KASA Galeri, Sabancı Üniversitesi bünyesinde İstanbul’da faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen çağdaş sanat odaklı bir sergi mekânıdır. KASA, sergiler, konuşmalar ve araştırma temelli projeler aracılığıyla güncel sanatsal üretimi destekler ve farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getiren eleştirel bir tartışma alanı sunar. KASA Gallery is a non-profit contemporary art exhibition space operating within Sabancı University in Istanbul. Through exhibitions, talks, and research-based projects, KASA supports current artistic production and provides a critical platform that brings together artists from diverse disciplines.

Ateljéhuset F2, İsveç’in Örebro kentinde faaliyet gösteren, çağdaş sanata odaklanan sanatçı inisiyatifi tarafından yürütülen bir kuruluştur. Eski bir ayakkabı fabrikasında yer alan mekân bugün 13 bağımsız sanatçı stüdyosu ile sergiler, konuşmalar, atölyeler ve etkinliklerin düzenlendiği bir proje alanına ev sahipliği yapmaktadır. Ateljéhuset F2 is an artist-run organization for contemporary art based in Örebro, Sweden. Housed in a former shoe factory, the space today includes 13 independent artist studios and a project area where exhibitions, talks, workshops, and events are organized.

Comments are closed.